Forvet Transferi?

Galatasaray futbol takımının yapacağı forvet transferinin gerçekleşmesinin an meselesi olduğu ifade ediliyor. Öyle ki taraftar forumlarında İngiltere’den gelecek tarifeli uçakların iniş saatlerinden tutun da yolcu listelerine kadar ulaşıldığı ve yeni transferin bu akşam İstanbul’a iniş yapacağı dahi ifade edilir oldu.

Bizler , yani Galatasaray’lılar bir süredir transfer dönemlerinde heyecanlı saatler ve uykusuz geceler geçirir olduk. Özellikle son iki sezondur yapılan transferlerin isim ve kalite olarak kulübümüze yakışır futbolculardan oluşması ile gerek sezon başı gerekse de devre arası transfer dönemlerinde eksik mevkilere yapılacak takviyelerin kimler olacağı konusu bizleri sürekli bir heyecan ve merak içerisinde bırakmakta. Bu sezon başında gerçekleşen Elano ve Keita transferlerinin basında hiç yer bulmamış olması ve gerek yönetimin gerekse de bu transferler ile bizzat ilgilenen Haldun Üstünel’in bu konudaki ketumluğu üzerine belki yarın belki yarından da yakın bir zamanda açıklanacak olan yeni transferin söylendiği gibi Brezilyalı Jo olup olmayacağı konusunda inanın bir fikir yürütemiyorum.

Bugün oturup şunu düşündüm. Galatasaray Spor Kulübü derneği iyi yönetildiği müddetçe her zaman formasını taşımaya layık sporcu ve sporcu çalıştırıcılarına sahip olmayı başaracaktır. Sportif başarıyı sağlayacak olan insanın o başarıdaki etkisi aslında  o insanı o formaya layık görüp kontrat yapmayı isteyen ve bunu başaran yöneticilerin etkisi ile doğru orantılıdır . Dolayısı ile isimleri ile bizleri heyecanlandıran sporculara Galatasaray forması giydirmeyi düşünebilmek vizyon ve hedef sahibi olan insanların yapabileceği bir iştir diye düşünüyorum. Dolayısı ile ismi – yaşı-milliyeti-mevkisi-boyu – posu ne olursa olsun mevcut Galatasaray Spor Kulübü yönetiminin onayladığı her transfer benim kabulümdür.

Şimdiye kadar yanılmadığım ve yanıltılmadığım için , bu andan itibaren de yanılacağımı sanmıyorum.

Galatasaray’ın yeni transferi kimse hayırlı olsun. Vurduğu da tabi gol olsun.

Categories: Galatasaray

Never Say Die

19/01/2010 2 yorum

Yeni transfer Lucas Neill bu satırların yazıldığı dakikalarda Florya Metin Oktay tesislerinde yapılacak törenle kendisini 1,5 yıllığına Galatasaraylı yapacak olan imzayı atacak. Transferin açıklandığı Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece yarısını takip eden günlerden itibaren kendisi hakkında oldukça fazla sayıda haber-makale ve blog yazısı okuduk. Bu sebeple bu transfer hakkında dile getirmek istediklerimi futbolcunun geçmiş kariyeri ve oyunculuk özelliklerinden ziyade takıma Lucas Neill olarak neleri verebileceği üzerine kurmak istiyorum. Hoş Avustralya’lının takıma sağlayacağı katma değeri bir futbolcu olarak yeteneklerine temas etmeden dile getirebilmek ne kadar mümkün olacak emin değilim.

Lucas Neill’in transferi ile Galatasaray futbol takımı 1.bölgede 2 farklı mevkide alternatif sahibi olmuş olacak.  Hem sağ kanat hem de stoper mevkilerinde yararlanılabilecek olan Avustralya’lının – mevkisinde Gökhan Zan’ın sakatlığı sonrası oluşan boşluğun orjini orta saha olan Topal ile yeterli seviyede doldurulamadığı düşünüldüğünde- teknik ekip tarafından stoper olarak değerlendirileceğini tahmin ediyorum. Özellikle hamle etmede yani topa ilk müdahelede bir takım eksiklikleri olduğunu düşündüğüm Mehmet Topal’ın kendi mevkisine geçtiğinde oluşacak boşluğu dolduracak tek oyuncu mutlaka Lucas Neill olacaktır.

Uzun yıllar boyu İngiltere Premier Liginin kalbur üstü sayılabilecek ekiplerinde ter dökmüş ve yine hem kulüp takımlarında hem de Avustralya milli takımında kaptanlığa kadar yükselmeyi başarmış bir oyuncunun hem oyunculuk hem de liderlik özelliklerinin tartışılması abesle iştigal olacaktır. Dolayısı ile bu transfer için yapılabilecek tek eleştiri sezon başında bonservis bedeli ödenmeden transferi gerçekleşebilecekken gecikmeli de olsa 6 ay sonra takıma katılabilmesi olacaktır. Ancak  sezon başı transfer görüşmelerindeki detayların neler olduğunu bilemeyen bizler gibilerin bu eleştirilerinin ne kadar haklı olacağı da meçhuldur.

Bir Galatasaray taraftarı olarak Lucas Neill’in atacağı imzanın önümüzdeki günlerde vatandaşı Harry Kewell’in da atacağı sözleşme uzatma imzasının bir habercisi olmasını diliyorum. Özellikle ilk transfer edildiği günlerde hakkında “60 dakikayı çıkaramaz” , “Zaten sakat , karaciğer hastası…” gibi polemiklerin yapıldığı Harry Kewell’ın taraflı tarafsız birçok futbolseverin gönlünde kurduğu tahta bir yenisinin daha eklenmesi en büyük temennim.

“Never Say Die ” .

Bu sözü Türkçe’ye ” Asla Ölüm Deme”  şeklinde çevirsek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama , Avustralya’lı bir çok sporcunun sahip olduğu sportif kültürün ve asla pes etmemenin Amentüsü olarak kullanılan bu sözün gereğinin Lucas Neill tarafından  da sahalarda bolca yerine getirileceğinden  şimdiden emin olabiliriz.

Hoşgeldin Lucas.

Categories: Futbol ve Hayat

Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu!

Hava soğuktu. Yağmurun ufak ufak çiselediği bir ortamda yeşil sahadaki oyuncuları seyretmek için Ali Sami Yen tribünlerine gelen futbolseverler bol gollü bir mücadeleye şahit oldular. Kazanmanın veya kaybetmenin Galatasaray’ın iddiasından hiç bir şey götürmeyeceği bir karşılaşmayı zaman zaman yüksek düzeyde konsantrasyon ile oynayan Galatasaray’lı futbolcular taraftarlarına 5 gollü bir galibiyet hediye ettiler.

Maça giderken ve renkdaşlarımızla yaptığımız maç öncesi sohbetlerde daha fazla sayıda genç oyuncuyu sahada görebileceğimizi düşünmüş ve ifade etmiştim. Ancak bu kez Rijkaard takımını sakatlıklar sebebi ile zoraki olarak yer almayan oyuncuların yerine dahi rotasyonu düşünmeden ideale yakın bir ilk 11 ile sahaya çıkarttı.

Dün akşam oyunu soğutmaya çalıştığı ve tempoyu düşürdüğü zamanlar dışında oldukça agresif ve yaratıcı bir takım seyrettik. Arda’nın , Elano’nun zaman zaman Barış Özbek’in ve ilk yarıda da çokca Caner’in sürüklediği ataklarda rakibi karşısında bir çok pozisyon bulan Sarı Kırmızılılar dün akşam Nonda’nın oldukça şanssız bir performans sergilediği bir geceyi karşılamıyor olsaydı 90 dakikanın sonunda tabelada tarihi bir farkın skoru yazabilirdi.

Takımın devre arası hazırlıklarında ve Antalya’daki kamp boyunca yaptığı çalışmaların oldukça verimli geçtiği konusunda duyduklarımız  ve yine Galatasaray TV üzerinden seyrettiğimiz ve neşe içerisinde geçen antremanlarda sergilenen birlik ve beraberlik görüntüleri önümüzdeki dönem için beni oldukça umutlandırıyor. Baros’un tedavi sürecinin uzayacak olması sebebi ile artık zorunlu olan forvet transferinin takıma en kısa sürede katılacağını da ümit ederek Galatasaray’ın ikinci yarıya artık tam anlamı ile hazır olduğunu ifade edebilirim. Şu an tüm koşullar değerlendirildiğinde rakiplere ne derece korku salındığı boyalı basında takım ile ilgili çıkan ve polemikten beslenen içerikteki haberlerin artan sayısından da rahatça anlaşılabilir. Zira sporun ve futbolun güzelliklerini yazma gayesinde olduklarını iddia edenlerin dün geceki Emre Çolak ve Arda Turan arasındaki ikili dialogları hiç görmemeleri , Emre Çolak’ın attığı golün sevinci ile yaşadığı mutluluktan bir nebze de olsa bahsetmemeleri için ya duygusuz ya da art niyetli olmaları beklenir.

Categories: Galatasaray

Etiketin Yarısı

Mağazaların vitrin camlarında bol bol gördüğümüz bir ilandır ” Etiketin Yarısı” . Bir merak algısı yaratarak tüketiciyi etkilemeye ve onların mağazadan ellerinin taşıdıkları ağırlaşmış ama cüzdanları ve cepleri hafiflemiş olarak çıkmalarını amaçlar bu yazıyı o vitrin camına asanlar.

Bu vitrin camlarında sadece  ” Etiketin Yarısı “ yazısını okumazsın . Ayrıca virgülden sonra bol bol 9′lu rakamların olduğu fiyatlar da yazar o camın üzerinde.

12.90 90.9015.99 ….

Buradaki amaçta benzerdir. Kişinin zihninde  o ürünün bedelinin ucuz olduğu algısını oluşturmaktır tüm niyet.

12.90 etiket fiyatı olan ürün bizim için 12 küsür Lira’dır . Hiç bir zaman 13 Lira değildir.

Şimdi bu konuya nereden geldim diye kendime de soruyorum. Konuyu futbola bağlayacağım merak etmeyin. Amacım transfer piyasası ve bu piyasada talep gören-talipleri olan veya temsilcileri ya da kulüpleri tarafından pazarlanmak istenilen sporcuların fiyatları üzerinden bir transfer ücretleri değerlendirmesi yapabilmek . Özellikle de ülkemiz futbol piyasasında.

Her yıl sezon başı veya devre arası dönemde özellikle Anadolu kulüplerinin kadrolarında olan futbolcuların bonservis fiyatlarının yüksekliği ile ilgili bir sürü haber – makale yazılır medyamızda. Bu yazıların çoğunun ana fikri ise bu futbolcuların değerlerinin dünya transfer piyasaları kıstas alındığında çok yüksek olduğudur. Bu algının oluşmasında ülkemizin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumunda oldukça belirleyici olması gerektiğini de kabul etmemiz gerekir.

Bütün bu eleştirilere rağmen her sezon ülkemiz transfer piyasasında futbolcuya ödenecek olan yıllık bedel ve yapılan sözleşmenin süresi de göz önüne alındığında 10 milyon Euro barajını aşan transfer mutlaka gerçekleşir. Bu tip transferlere imza atan takımlara örnek vermek istersek eğer başa güreşen her takımın ismini zikretmemiz gerekir. Bu sebeple takım isimlerinden bağımsız olarak bir değerlendirme yapmamız konunun polemik edilmemesi içinde zorunlu gibi gözüküyor. Özellikle sezon boyunca başa güreşen bu kulüplerin fahiş transfer fiyatları ile baş edebilme konusunda masanın her zaman aynı tarafında oturmaları gerektiğini de bir an önce kavramaları gerekiyor.

Yazının girişinde dile getirdiğim örnekleri futbol transfer piyasasına uyarlamak istediğimde kullanacağım tek vitrin camı etiketinin ise bu şartlar altında ” Etiketin 2 katı – 3 katı “ olması gerektiğini düşünürüm hep . Futbol transfer piyasasında değerinin çok üzerinde transferler yapan futbolcuların gittikleri takımlarda da bu ağırlığın altında ezilerek en verimli çağlarında yeşil sahalardan silinmelerinin onlarcasının örnekleri ile doludur futbol tarihimiz. Bu dişli çarka daha nice kurbanlar verilmemesi için hem arzı yapan hem de talep edenin ortak bir noktada buluşmaları zorunludur diye düşünüyorum. Daha nice genç yıldızların geleceklerinin iki üç kişinin dudaklarının arasından çıkacak sözler ve o sözlerin dile getirdiği kararlar ile heba olmaması için bu şarttır.

Futboldan Beklentiler

07/01/2010 1 yorum

Hepimizin bildiği bir söz vardır.  ” Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.” deriz.

Ben bu sözü biraz objektif olmak özelinde değerlendiririm. Yani şöyle;

Bir kişiye veya kuruma bir haksız kayırma yapıldıysa ve o konuda haksız bir menfaat sağlandığı o tekil şahış  veya kuruma hizmet veren  kişi tarafından biliniyorsa , bu kişi ve kurumların bu haksızlığı açık açık ifade edebilecek cesarete sahip olmaları gerektiğine inanırım .

Futbol özelinde bir örnek vereyim .

Thierry Henry mesela…

Eli ile dürtüp ortaladığı top sayesinde takımının Dünya Kupasına gitmesini sağlayan bu futbolcunun maçın içerisinde hakeme topu eli ile düzelttiğini söyleyecek şövalyeliği göstermesini bekleriz , ama eğer İrlandalıysak …

Bir Fransız’ın gözleri o pozisyonda kör olmuştur. Pozisyonu görür ama dili gerçeği asla söylemez. Dili vicdanına karşı yaptığı bu savaşı her zaman kazanır.

Topu elle önüne alıp kendine avantaj sağladığını söyleyip attığı golün iptalini isteyen gencecik futbolcuların manşet olmadığı ve Fair Play ödülleri kazanmadığı , yanlışlıkla atılmış bir golün ikamesi için kalesini boş bırakan bir takımın yediği golün olduğu video’nun paylaşım sitelerinde tıklanma rekorları kırmadığı bir futbol kültürünü oluşturmak zor mu?

Bu işlerin sporun içerisindeki rutinler haline gelebilmesi için ne tür bedellerin ödenmesi nelerden feragat edilmesi gerekir sizce?

Başarı – şampiyonluk  – para – şan – şöhret…..

Kalan noktaları dolduracak onlarcası daha sayılabilir değil mi?

Hangi başarı attığı ilk adımı el yordamı ile sağlamış bir yolculuğun varış noktasında o elin sahibini mutlu eder ki?

Fransa 2010 Dünya Kupasını kazansa Fransa pasaportu taşıyanlar dışında kim mutlu olur sizce?

Veya gerçekten Fransa’nın orada olmasının bir hak olmadığını düşünen Fransızların azıcık dahi olsa tebessüm etmesi beklenebilir mi?

Sanmıyorum. Düşünemiyorum .

Futbolun fena halde hayata benzediğinin anlatıldığı o kitabın başlığı gibi hayatın eğik yanlarını gönyelemeden bu düşüncemin bir ütopya olma vasfından başka bir niteliği ne yazık ki olmayacaktır.

Ama ne yapayım , neye benzerse benzesin ne kadar eciş bücüş de olsa bu sporu hala çok seviyorum.

Categories: Futbol ve Hayat

Kayserispor ve TFF’ye şikayet

http://www.kayserispor.org.tr/tur/hdetay.asp?id=710

Yukarıdaki linke tıkladığınızda Kayserispor takımının Ali Turan’ı ayarttığı iddiası ile Galatasaray Spor Kulübü derneğini TFF’ye şikayet etmesi ile ilgili haberi ve haberin altında da şikayet dilekçesini okuyabilirsiniz.

Hangi elden çıktığı ile beraber başı ile sonu da belli olmayan bu dilekçenin tarihe bir ibret vesikası olarak geçeceğini şimdiden söyleyebilirim. Milyon dolarlık bütçesi olan ve Turkcell Süper Liginde zirve mücadelesi veren bir kulübün Türk futbolunu yöneten en yüksek makama verdiği şikayet dilekçesinin çok daha düzgün bir Türkçe’yi hakediyor olmasının yanında eğer resmi bir evrak ise de en basitinden dilekçenin altında da bir imzayı veya bir ismi hak ettiğini de düşünüyorum .

Bu dilekçeyi kim arz ediyor ?

Kayserispor kulübü yönetim kurulu mu ? O halde neden Saygılarımla ?

Başkan Recep Mahmur mu ? Olabilir .  Peki neden ismi yok ?

Çok muhterem Süleyman Hurma mı ? Sanmam , kendisi şu anda İstanbul’da kiralık Bilboard arıyordur .

Yoksa Galatasaray ile dalga geçtiğini söyleyen basın sözcüsü münevver mi ?

Arz eden kim olursa olsun altına imzasını yazmaktan çekinen bir korkak değil de nedir ?

Sporcuyu köle , futbolcuyu pazarda satılan domatesten farksız gören , onun içindeki çekirdekten bile yağ çıkarmaya çalışan şark zihniyetli bir yönetici veya yöneticiler topluluğu Galatasaray Spor Kulübünü TFF’ye şikayet etse ne olur , etmese ne olur ??

Hiç birşey olmaz.

Categories: Turkcell Super Lig

Arda Turan-Fenerbahçe marşı ve rekabet zihniyeti

04/01/2010 1 yorum

Galatasaray profesyonel futbol takımı devre arası tatili sonrası ilk idmanını Pazar akşamı gerçekleştirdi. Florya Metin Oktay tesislerinde yapılan yeni yılın ilk idmanından manşetlere taşınan tek haber ise ne ilginç ki takım kaptanı Arda Turan’ın idmanı izlemeye gelen bir seyircinin telefonunun Fenerbahçe marşı melodisi ile çalması üzerine gösterdiği tepki olmuş.

Bugün internet medyasında tam anlamı ile yeni nesil habercilik anlayışının tezahürü olan bu haberi ve bu habere yakışan manşetleri okurken okuyucu yorumlarına da göz gezdirme fırsatı buldum.

Yorumlarda Arda Turan’ın Metin Oktay’ın kemiklerini sızlatmasından şikayet edenlerden tutun da Ali Sami Yen stadında bir maç çıkışı Galatasaray taraftarları ile dolu bir minibüste cep telefonu aynı melodi ile çalan ve buna kimsenin ses çıkaramamasından övünen ve rakibinin ezikliğine işaret eden Fenerbahçe’li taraftarlara kadar geniş bir çerçevede fikirleri okumak mümkün . Bu haberin yapılış biçimini düşündüğümde ve Arda Turan’ın eğer ki bu davranışı sergilediyse takındığı tutumun Galatasaray kaptanına yakışıp yakışmadığı konusunu objektif bir göz ile değerlendirmemin ne kadar zor olduğunu bildiğim için bu haber üzerine yapabileceğim tek yorumun ülkede rekabetin hangi boyutlarda değerlendirildiği ve rekabetin bu boyutta yaşandığı ülkede ebedi bir spor huzurunun sağlanmasının içerisinde benimde olduğum sporu seven kitlenin büyük bir zihniyet devriminin içerisinde olmadığı müddetçe de imkansız olduğunu söylemekten ibaret olması ne kadar üzücü değil mi ?

Bugün sporun içerisinde stadlarındaki Fast Food restoranının tabelasının rengini değiştiren, patates kızartması üzerine ketçap bile sıkmayan , yurtdışı kampında kendisinden imza isteyen gurbetçi taraftarı sırf rakibinin formasının imzalanması istendiği için tersleyen, rakibin zil sesi melodisine bile tahammül gösteremeyen aktörlerin olduğu bir ülkede ne 2016 Avrupa Şampiyonası düzenlenir ne de Olimpiyat… İğneyi de , çuvaldızı da ve hatta batırılması gerekli ne varsa bir an önce kendimize ve bir yerlere batırıp sporun ve özelde futbolun rekabetinin sahada futbolun zevk için oynandığı o güzel günlerdeki gibi yaşanması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır diye düşünüyorum. Hem de acilen…

Categories: Futbol ve Hayat
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.